Eğer cumartesi günü Nişantaşı'nda alışveriş yapıp dolaştıktan sonra bir şeyler yemek/içmek isterseniz, mekanların özellikle bahçe/sokak kısımlarındaki masalarında yer bulmak pek mümkün olmuyor bu sıcak havada. Bırakın bahçeyi çoğu yerde içeriler bile tıklım tıklım.. Nitekim böyle bir durumda istikamet City's AVM'ye çevriliyor ister istemez. Çok katlı ama ufak bir alışveriş merkezi olan City's bir çok markayı bünyesinde bulunduruyor. En üst katında ise sinemaları var. İşte o kata çıktığınızda yürüyen merdivenlerden, sizi İzzet Çapa'nın yeni mekanı Limonata Cafe karşılıyor.Seçili Fragman
12 Eylül 2011 Pazartesi
Limonata @ City's by Çapamarka
Size Nişantaşı'ndaki bir mekandan bahsetmek istiyorum. Burası ne sokak arasında bir yer, ne de binaların ortasında serin bir bahçeye sahip. Lokasyon olarak Nişantaşı'nın tam göbeğinde, Teşvikiye Caddesi'ndeki City's alışveriş merkezinin içinde.. Alışveriş merkezindeki bir cafenin kulağa hiç te çekici gelmediğinin farkındayım ama burası tüm o önyargıyı yıkacak cinsten bir yer.
Eğer cumartesi günü Nişantaşı'nda alışveriş yapıp dolaştıktan sonra bir şeyler yemek/içmek isterseniz, mekanların özellikle bahçe/sokak kısımlarındaki masalarında yer bulmak pek mümkün olmuyor bu sıcak havada. Bırakın bahçeyi çoğu yerde içeriler bile tıklım tıklım.. Nitekim böyle bir durumda istikamet City's AVM'ye çevriliyor ister istemez. Çok katlı ama ufak bir alışveriş merkezi olan City's bir çok markayı bünyesinde bulunduruyor. En üst katında ise sinemaları var. İşte o kata çıktığınızda yürüyen merdivenlerden, sizi İzzet Çapa'nın yeni mekanı Limonata Cafe karşılıyor.
Eğer cumartesi günü Nişantaşı'nda alışveriş yapıp dolaştıktan sonra bir şeyler yemek/içmek isterseniz, mekanların özellikle bahçe/sokak kısımlarındaki masalarında yer bulmak pek mümkün olmuyor bu sıcak havada. Bırakın bahçeyi çoğu yerde içeriler bile tıklım tıklım.. Nitekim böyle bir durumda istikamet City's AVM'ye çevriliyor ister istemez. Çok katlı ama ufak bir alışveriş merkezi olan City's bir çok markayı bünyesinde bulunduruyor. En üst katında ise sinemaları var. İşte o kata çıktığınızda yürüyen merdivenlerden, sizi İzzet Çapa'nın yeni mekanı Limonata Cafe karşılıyor.10 Eylül 2011 Cumartesi
Bu Kaçıncı Durak?
Daha dün gibi hatırlıyorum Son Durak 4 için yazdıklarımı.. Ve üzerinden 2 sene geçti de Son Durak 5 vizyona girdi bile...
Son Durak serisine şöyle bir göz atarsak; en iyi gişenin, serinin ilk 3D bölümü olan 4. filme ait olduğunu görüyoruz. Birinin öngörüsü ile olacak felaketten birkaç kişiyi kurtarması ve bu kurtulanların kaderin / ölümün listesinden asla kaçamamasının ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunulduğu bu seride 3. boyutun filme dinamizm kattığı bir gerçek.
Son Durak 5'in de konusu için noktası virgülüne kadar diğer dört filmle aynı cümleleri sarf edebiliriz: Başrolde Azrail'in olduğu bir ölüm pornosu. Ve her seferinde daha da hardcore düzeyde ölüm sahneleri.. Testere serisinde olduğu gibi (O seri içinde işkence pornosu deniyor zaten) bu filmde de konudan ziyade ölüm sahnelerinin yaratıcılığı ön plana çıkıyor. Bayat ve saçma diyaloglar, yapay karakterler, ilginç tipler.. Hepsini bir kenara bırakırsak filmin can damarı olan ölüm sahneleri gerçekten çok ilginç ve farklı. Amaç ta o değil mi zaten? Seyirciyi bir şekilde germek ve ters köşe ölüm sahnelerini izletmek. Gerisi hikaye..
30 Ağustos 2011 Salı
www.sinemabursa.com
Bu yazı reklam içermektedir.. :)
Daha önce filmlerle ilgili yazdığım yazıları buradan da paylaşıyordum. Ama diğer sitemize haksızlık olmasın diye artık sadece linki paylaşmakta yarar görüyorum. Yazdığım sinema yazılarına www.sinemabursa.com linkinden ulaşabilirsiniz. Editörün Yorumu köşesinde (http://www.sinemabursa.com/editorunYorumu.asp) sürekli, sinemada izlediğim filmleri kendi belirlediğim çerçevelerde değerlendiriyorum ve gerçekten para verip izlemeye değer bulup bulmadığımı paylaşıyorum.
Daha önce filmlerle ilgili yazdığım yazıları buradan da paylaşıyordum. Ama diğer sitemize haksızlık olmasın diye artık sadece linki paylaşmakta yarar görüyorum. Yazdığım sinema yazılarına www.sinemabursa.com linkinden ulaşabilirsiniz. Editörün Yorumu köşesinde (http://www.sinemabursa.com/editorunYorumu.asp) sürekli, sinemada izlediğim filmleri kendi belirlediğim çerçevelerde değerlendiriyorum ve gerçekten para verip izlemeye değer bulup bulmadığımı paylaşıyorum.2. Arabalar Festivali

Birincisini defalarca izlemiş biri olarak Arabalar 2 filminin gösterime girmesini aylardır bekliyordum. Amerika'da Haziran ayında vizyona giren film çoğu Disney/Pixar animasyonunda olduğu gibi aylar sonra ülkemize gelebildi.
Bu film eleştirmenlerce Pixar’ın en kötü filmi ilan edilmiş, hikayesi hiç beğenilmemişti. Çünkü Disney/Pixar çıtayı o kadar yükseltmişti ki beklentiler çok fazlaydı. Ben açıkçası buna pek katılmıyorum. Film yerden yere vurulacak kadar kötü değildi bir kere. Tamam hikayesi biraz basit kaçmış olabilir ama görsel yönden aşırı bir tatmin edicilik söz konusuydu.
25 Ağustos 2011 Perşembe
Ajda Fiyaskosu
Hem de tam bir fiyasko oldu bizim için bu konser.. Büyük umutlar, heves, merak, beklenti, vs.. hepsini yerle bir etti kadın. Çıkarken bile ödediğimiz bilet parasını helal etmedik. Haketmedi çünkü o kadar parayı..2 ay önce, 50. Bursa Festivali kapsamında konser veren Ajda Pekkan'ı "Bursa'yı Yaktı Geçti" diye anlatmıştım yazımda. Ama ucuz bilete 1.5 saatlik performanısını eleştirmiş, bu yüzden "I Love Bonus" kapsamında çıktığı turnede daha iyi bir show, daha doyurucu bir konser beklentisine girmiştim. Nitekim bu konser 28 Mayıs'ta hava muhalefetinden dolayı bir kez ertelenen, 19 Ağustos'ta da "Parti sempatizanı" sıfatı ile Somali'ye giden Ajda Pekkan yüzünden 2.kez ertelenen konserdi.
Biletlerimizi geçen ay almıştık. Organizatör Ayhan Bey sayesinde yerlerimiz 1.sıradandı. Sahneyi tam ortalamıyorduk ama Ajda'nın neredeyse ağzına girebileceğimizi iddia ediyorduk.
15 Ağustos 2011 Pazartesi
Haydi Şirinlemeye
Çok “şirin” bir film izlemeye hazır mısınız? O zaman bu sıcak yaz günlerinin en şirin aktivitelerinden biri olan, klimalı salonda film izleme işini şirinleme zamanı ve soluğu herhangi bir sinema salonunda alma vakti. Çünkü Şirinler hem 3D hem 2D seçenekleriyle, Türkçe dublajlı olarak şirinliyorlar.
Uzun süredir Şirinler’in beyazperdeye transfer edileceği haberleri geliyordu Hollywood’dan. Ama neyin nasıl olacağı, tamamen animasyon mu yoksa farklı mı, ya da çizimlerinin nasıl olacağı, kısaca her şey belirsizdi. Ve sonunda yarı animasyon Şirinler filminin 2011 yazında vizyona gireceği duyuruldu. Bu sefer konu hakkında çeşitli teoriler ortaya atılmaya başlanmıştı. Ve bu konuda yapımcılar bizleri biraz şaşırttılar. Çünkü Şirinler bizim dünyamızda, New York’ta maceraya atılıyorlardı.
9 Ağustos 2011 Salı
Erman'ın Yazlık Sineması
İşsiz olduğum şu günlerde kendimi uzun zamandır stok yaptığım filmlerime vermiş durumdayım. Bu vesile ile hem en sevdiğim hobim olan "film izlemek" eylemini gerçekleştirmiş olmakta hem de günü anlamadan geçirmekteyim. Ve işte filmlerim:
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Maymunların İlk Cehennemi

Maymunlar Cehennemi Serisi 70’li yıllardan itibaren beyazperdeye uğrayan bilim kurgu klasiklerinden biridir. Özellikle maddi yönden de stüdyoya kar ettiren yapım belli aralıklarla devam filmleri ile izleyicilere sunulmuştu.
En son 2001 yılında Tim Burton’ın yönettiği ve sağlam bir kadro ile yeniden çekilen Maymunlar Cehennemi her ne kadar film olarak hayal kırıklığı olsa da dünya çapındaki hasılatı yüz güldüren cinstendi. Bu filmden 10 sene sonra, Maymunlar Cehennemi: Başlangıç / Rise of the Planet of the Apes tüm dünyada 5 Ağustos’ta vizyona girdi.
17 Temmuz 2011 Pazar
MÜKEMMEL Be Yaa !!
Az önce televizyonda Eyyvah Eyvah 2 vardı. Kahkahalarla izledim tekrar. Kesinlikle bu seri benim favorim diye düşünürken açtım arşivimi ve bu filmler vizyondayken yazdığım yazıları okudum:
1 Temmuz 2011 Cuma
Transformers +++

Transformers, birinci filmi ile beğeni toplayan, ikinci filmi ile büyük hayal kırıklığı yaşatan bir seriydi. Bu seriyi bir üçlemeye dönüştürmek hem yönetmen Michael Bay’in hem de yapımcıların hedefiydi. Ayrıca ikinci filmin yarattığı olumsuz havayı dağıtmak için de bir fırsattı. Nitekim üçlemenin son halkası olan bu filmin, ikinci filmdeki hataları tekrar etmeyerek daha başarılı, daha anlamlı ve göz dolduran efektleri ile 3 boyutlu bir şölene dönüştüğünü rahatlıkla söyleyebilirim.
İkişer yıl arayla çekilen filmlerin hepsinde asıl konu; Autobotlar ile Decepticonların arasında devam eden ve insanoğlunun da bir şekilde dahil olduğu savaş diyebiliriz. Özellikle 2. filmde varlığından şüpheye düştüğüm “konu” durumu en önemli eksiklikti. Sadece aksiyon sahneleri içeren ama bir hikayesi olmayan ikinci filmin En Kötüler (Razzie / Altın Ahududu) ödüllerinden eli boş dönmediğini hatırlatmakta fayda var. İşte bu durum 3. film için daha titizlikle çalışmayı teşvik eden bir durum olmuş gördüğüm kadarıyla. Senaryo, bir kez daha Ehren Kruger’a emanet. Kafada soru işareti oluşturan bu isim filme karşı negatif bir önyargı oluştursa da, bu konuda yanıldığımızı görmek sevindirici.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)